20 Eylül 2013 Cuma

bölüm 3

aksamları, hele de ki mevsimlerden soğuk olan herhangi biri ise dışarıda oyalanmadan evinin yolunu tutar; belki markete bakkala uğrayıp kasada günün son bir canlı nefesini duyarak gönüllü mapushanesine ağır adımlarla ulaşırdı. anahtarı her çevirişinde içeride işte bu kez bir farklılık, bir sürpriz belki de bir mucize var duygusu vücudunu terkedeli bir hayli olmuştu. ayakkabılarını çıkarmadan elini uzatıp ışığı açardı fakat gerektiğinden değildi bu. pekala ışıklar olmasa, gözleri olmasa, elleri dahi olmasa bu bütünleşmiş duvarlar arasında hareket edebilirdi. zaten sanki duvarlar hareket eder kendi izler gibiydi daima. içeri girer ışığı açar ayakkabılarını alıp kapıyı örter, ve sanki uzay mekiğine geri dönmüş gibi ya da belki uzayın içine atılmış gibi bir boşluğun içine usulca giriverirdi. çocukken hep seslerin varlığını merak ettiği bu uzay boşluğundaki tek ses buzdolabının daimi cızırdayan tehditkar sesiydi.
zaman bu boşlukta bir akardı bir de dururdu.
üzerini değişmeden bir sigara yakar fanustan dışarıyı izlerdi. dönen cisimler, yanan ve sönen ışıklar, ardı ardına kayan ışıklar, kesik bir uğultu... sonsuzluğun içinde bir nokta gibi hissederdi kendini.
ekrana dokunur ve tüm bu sessiz boşlukta bir ses belirir, bay C uyuyana değin sürer giderdi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder