ikarusun hayali güneşe yakın olmaktı...
suların altında kalan ikarus için poseidon balıklara bir anıt yaptırdı.anıtın önünde kumlarda; bu büyük anıtta, hırsın değil aşkın sonucu, zincirlerin değil özgürlüğün karşılığı, hür iradenin hazin kahramanı genç ikarus yatmaktadır. her gün ortasında suların altından izlesin güneşini diye bu anıt mezar yüce poseidondan daidalus oğlu ikarusa armağandır. yazmaktadır. her öğle vakti ikarus ile birlikte tüm balıklar güneşi seyredip ertesi öğle vaktine kadar zamanı tüketmekteler.
14 Ocak 2014 Salı
.
size bir şeyden bahsetmeliyim. bildiğim tek şeyden. öncesini. başını. her şeyini her anını tamı tamına bildiğim bir şeyden bahsetmeliyim. bunu unutmamak için bundan size bahsetmeliyim. bunu içimde öldürmemek için size bundan bahsetmeliyim. belki haykırmalıyım. sesim kısılınca dudaklarımla fısıldarım. ama bahsetmeliyim. içimi kemirmeden, beni yiyip bitirmeden bahsetmeliyim. ama kelimeleri yerli yerine oturtmalı ilkin. kelimeler anlamını yitirmeden, ufalıp toz olmadan size mutlaka bahsetmeliyim. bu benim görevim. gayrı aldığım her nefes zulüm.
1 Ocak 2014 Çarşamba
17 Aralık 2013 Salı
per de ler
gözlerini açtı, dışarıda yeni yeni başlamış olan aydınlığın içeriye girmesini engelleyen perdeler yüzünden içerisi henüz karanlıktı. ya da dışarıdaki aydınlık henüz perdelerle başedebilecek güçte değildi. içerideki karanlık sanki herşeyi yutmuş gibiydi. yattığı yerden birşey göremiyor sadece yılların verdiği alışkanlık ve zihninin kıvrımları sayesinde odasında var olan şeyleri seçebiliyordu. aslında gözleri kapalıyken dahi odasındaki cisimleri seçebiliyordu. odasını görmek için gözlerine ihtiyaç yoktu. o zaman dedi, odamda bulunmak için aydınlığa ihtiyacım yok. perdeleri bu yüzden mi sıkı sıkıya çekmişti. bilemedi. düşündü fakat perdeleri kendisinin çektiğinden dahi emin olamadı. bir başkası perdeleri çekmişti ise onun bu halinden nasıl haberdar olmuştu, açıkçası merak etti. ya herkes kendi gibiydi bu yüzden aydınlığa gereksinim duymayacağını düşünüp perdeleri onun yerine çekmişti, ya da... fakat o zaman odasına nasıl girilebilmişti. herkesin kendi odasını biliyor olması gerekli değil miydi. ancak şöyle olmuş olmalı dedi,yatmaya devam ederken; gelen her kimse ben uyurken gelmiş olmalı fakat perdeler açık olduğu için odada rahatça hareket edebilmiş olmalı. odada hareket edebiliyor olmasının tek ihtimali buydu. fakat o zaman demek ki perdeleri kendisi mi açık bırakmıştı. neden açık bırakmış olsundu bilemedi. tam o sırada odadaki ampulun olması gerektiği noktaya gözlerini dikmiş olduğunu farketti. tabi ya dedi, ampulü yakmış olmak odada hareket edebilmek için yeterli ve gerekliydi. fakat bu durumda da perdeler zaten kapalı değil miydi. sıkılmış bir şekilde yatakta diğer tarafa döndü, yorganının altında iyice terlediğini hissetti. dışarısının daha da aydınlanmış olduğunu farkedebiliyordu. fakat içerisinin karanlığı aynı yoğunlukta devam etmekte, adeta ağırlığıyla herşeyi ezip yoketmekte kendinden başka bir varlığın ufak bir ihtimaline dahi göz yummamaktaydı. yataktan bir türlü kalkamıyor oluşunu karanlığın altında eziliyor gibi oluşuna bağladı. ama artık kalkmalı dedi. fakat niye kalkması gerektiğini bugün nedense unutmuş gibiydi. ne için kalkmalı neyi yerine getirmeliydi. dışarıdaki aydınlıkta onu bekleyen bir şey mi vardı. onun olmaması işleri daha kolay hale mi getiriyordu, yoksa dünya onsuz daha mı yavaş dönüyordu. kendini bu kez yatakta iyice hareketsiz bıraktı. neden kalkmalı hatırlamalıyım diyordu. hatırlaması gereken bir şey olduğundan neredeyse emindi. işe gitmeli dedi fakat kendisini yataktan çıkaran gereksinim bu olmamalıydı. ne kendisinin işe, ne de işin ona, hatta dünyanın ne işe ne de kendisine ihtiyacı vardı. o halde neden kalkmalıydı bu yataktan. iyice terlediğini sırılsıklam olan yastıktan anladı. işe gitmek gerek dedi, düşünceleri karanlık odasında yorganın altında bırakırcasına. ıslak yastığından perdelere baktı. ilk maaşıyla almış olduğu perdelere.
7 Kasım 2013 Perşembe
aradım. ararım. belki bulurum diye
gecelerdir ve günlerdir çöldeydi. nereden geldiğine dair en ufak bir bilgi kırıntısı kalmış olsaydı bile onu da çöl esintileri savurur kumların arasında kaybederdi. zaman zaman ilerlemekeydi fakat başlangıç noktasını neresi almak gerektiğini bilemediğimizden bunun bir ilerleme olduğunu söylemek de güçtü. ilerlemekteydi fakat ne yöne ve neyi bulmayı umarak ilerlemekteydi buna dair bir fikri yoktu. aslında artık bir fikri de yoktu. gündüz genleşen gece büzülen beyni artık sadece bir lapa olarak kafatasının içinde bulunmakta, yalnızca fiziki görevlerini yerine getirmekte olan bir organdı. içinde belli belirsiz bir hise benzer bir şey vardı, bu inkar edilemezdi. ancak bu hissi tanımlayacak kelimeler neydi bilemiyordu. belki de bu kelimeleri arıyordu. çölde, bir başına, tüm anlam ve hislerden mahrum, kelimelerin peşindeydi.
7 Ekim 2013 Pazartesi
26 Eylül 2013 Perşembe
4
bir günü görmek bazen bir ömrü izlemeye eştir. bay C'ye baktığımda ben bu hisse kapıldım. fakat kaderin dönüm noktaları ancak döndükten sonra farkedilirmiş bunu da tecrübe ettim.
bir sabaha daha başladı erkenden bay C. aynı ritüellerin ardından işe gittiğini tahmin etmek pek zor olmasa gerek. masasında eskidiği her halinden belli olan hesap makinesi ile uğraşması belki dışarıdan bakılınca büyük devletin bu küçük elemanı büyük hesapların küçük küsüratları ile ilgileniyor havası verebilirdi, ancak ben biliyorum ki o eski makinada yine 1 ile 1i toplayıp nasıl oluyorsa 1i elde ediyordu. buna işe ilk girdiğinde her ne kadar şaşırdıysa da diger tüm işlemlerde doğru sonucu veren bu makinenin bozuk ve kullanılamaz olduğu fikri içine sinmemişti. telefonda dün akşamdan kalma cevapsız çağrıları silerken annesine en azından geri dönmesi gerektiğini biliyordu. fakat bu geri dönüşü aslında ta anne karnına dek mümkün olsa işte o zaman işte hiç beklemeden anında gerçekleştirirdi. ama tatmin olmayan bir kişi ile iletişime geçmek zorunluluğu karnını ağrıtıyordu. C burda mutlumuydu bilemiyorum ama halinden şikayetçi gözükmüyordu. yine uyduracak bir şeyler bulana dek bu aramayı ertelemeye karar verdi. tam bu düşüncelei yola koymuşken "şefim" sesiyle irkildi. devamını dinlemeden ve seslenen kişinin yüzüne dahi bakmadan "şef arkada" diyerek arkayı gösterdi. ardından kum saatini ters çevirdi.
bir sabaha daha başladı erkenden bay C. aynı ritüellerin ardından işe gittiğini tahmin etmek pek zor olmasa gerek. masasında eskidiği her halinden belli olan hesap makinesi ile uğraşması belki dışarıdan bakılınca büyük devletin bu küçük elemanı büyük hesapların küçük küsüratları ile ilgileniyor havası verebilirdi, ancak ben biliyorum ki o eski makinada yine 1 ile 1i toplayıp nasıl oluyorsa 1i elde ediyordu. buna işe ilk girdiğinde her ne kadar şaşırdıysa da diger tüm işlemlerde doğru sonucu veren bu makinenin bozuk ve kullanılamaz olduğu fikri içine sinmemişti. telefonda dün akşamdan kalma cevapsız çağrıları silerken annesine en azından geri dönmesi gerektiğini biliyordu. fakat bu geri dönüşü aslında ta anne karnına dek mümkün olsa işte o zaman işte hiç beklemeden anında gerçekleştirirdi. ama tatmin olmayan bir kişi ile iletişime geçmek zorunluluğu karnını ağrıtıyordu. C burda mutlumuydu bilemiyorum ama halinden şikayetçi gözükmüyordu. yine uyduracak bir şeyler bulana dek bu aramayı ertelemeye karar verdi. tam bu düşüncelei yola koymuşken "şefim" sesiyle irkildi. devamını dinlemeden ve seslenen kişinin yüzüne dahi bakmadan "şef arkada" diyerek arkayı gösterdi. ardından kum saatini ters çevirdi.
20 Eylül 2013 Cuma
bölüm 3
aksamları, hele de ki mevsimlerden soğuk olan herhangi biri ise dışarıda oyalanmadan evinin yolunu tutar; belki markete bakkala uğrayıp kasada günün son bir canlı nefesini duyarak gönüllü mapushanesine ağır adımlarla ulaşırdı. anahtarı her çevirişinde içeride işte bu kez bir farklılık, bir sürpriz belki de bir mucize var duygusu vücudunu terkedeli bir hayli olmuştu. ayakkabılarını çıkarmadan elini uzatıp ışığı açardı fakat gerektiğinden değildi bu. pekala ışıklar olmasa, gözleri olmasa, elleri dahi olmasa bu bütünleşmiş duvarlar arasında hareket edebilirdi. zaten sanki duvarlar hareket eder kendi izler gibiydi daima. içeri girer ışığı açar ayakkabılarını alıp kapıyı örter, ve sanki uzay mekiğine geri dönmüş gibi ya da belki uzayın içine atılmış gibi bir boşluğun içine usulca giriverirdi. çocukken hep seslerin varlığını merak ettiği bu uzay boşluğundaki tek ses buzdolabının daimi cızırdayan tehditkar sesiydi.
zaman bu boşlukta bir akardı bir de dururdu.
üzerini değişmeden bir sigara yakar fanustan dışarıyı izlerdi. dönen cisimler, yanan ve sönen ışıklar, ardı ardına kayan ışıklar, kesik bir uğultu... sonsuzluğun içinde bir nokta gibi hissederdi kendini.
ekrana dokunur ve tüm bu sessiz boşlukta bir ses belirir, bay C uyuyana değin sürer giderdi.
zaman bu boşlukta bir akardı bir de dururdu.
üzerini değişmeden bir sigara yakar fanustan dışarıyı izlerdi. dönen cisimler, yanan ve sönen ışıklar, ardı ardına kayan ışıklar, kesik bir uğultu... sonsuzluğun içinde bir nokta gibi hissederdi kendini.
ekrana dokunur ve tüm bu sessiz boşlukta bir ses belirir, bay C uyuyana değin sürer giderdi.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


