suların altında kalan ikarus için poseidon balıklara bir anıt yaptırdı.anıtın önünde kumlarda; bu büyük anıtta, hırsın değil aşkın sonucu, zincirlerin değil özgürlüğün karşılığı, hür iradenin hazin kahramanı genç ikarus yatmaktadır. her gün ortasında suların altından izlesin güneşini diye bu anıt mezar yüce poseidondan daidalus oğlu ikarusa armağandır. yazmaktadır. her öğle vakti ikarus ile birlikte tüm balıklar güneşi seyredip ertesi öğle vaktine kadar zamanı tüketmekteler.
31 Temmuz 2013 Çarşamba
yollar
artık gözünde modası geçmiş arabasıyla yine trafikte sıkışıp kalmıştı. nerdeyse adım adım ilerlemekteydi. başının ağrıdığını hissetti ya da başında bir ağırlık hissetti. en pratik çözüm olarak düşünüp radyoyu kapadı. pratik çözümleri severdi. hatta pratik yaşamayı severdi. trafik daha da ilerlemez bir hal alınca her zaman yaptığı gibi etrafa dikkat kesilmeye başladı, fakat iki otobüs arasında kaldığını farkedince biraz da otobüsteki bakışlardan kaçınmak için başını ileriye sabitledi. tek görüş alanı, kapalı radyo, canı sıkılmıştı. arabanın sağına soluna göz ucuyla bakınmaya başladı. ne çok sevinmişti bu sürücü koltuğuna oturduğu ilk gün. direksiyonu kavrayınca sanki dünyanın yularından tutmuşta ekseni üzerinde istediği gibi dünyayı hızlandırıp yavaşlatabilecekti. değişik bir histi, hatırlayınca bir sıcaklık yayıldı vücuduna. araba aynı arabaydı, kendisi hala aynı kişiydi aslında; ama o his kaybolup gitmişti. aslına bakılırsa arabayı almadan önce nasıl delicesine bir arabası olması istediğini hep hatırlıyordu, ama niye böylesi bir yoğunlukta bir araba arzuladığı aklından uçup gitmişti sanki. biraz düşününce kendine itiraf etmeyi bu kez başarabildi; araba herkeste olan bir standarttı ve hayatını idame ettirebilmek için bir gerek gibi gelmişti o zamanlar. arabasız günlerinde neler hissettiğinden çok etrafına bir arabayı ne kadar çok istediğini ve onunla ilgili tüm planlarını anlatışını daha çok anımsıyordu. öncelikle çok fazla olmasa da şöyle gösterişli bir araba olmalıydı, ne çok büyük ne çok küçük, öyle çok da göze batmayacak konforlu bir araba. çok parlak bir renk olmasındı, o renklerden daha çok koyuları severdi nerdeyse iç karartıcı olacak kadar koyuları. ama hayır koyu olmasındı, o arabaya kim bilir kimler binecekti, gelecekteki ailesi belki de bu arabaya binecekti ilk. onun için koyu renk tercih etmeyecekti. ama yine de öyle çok parlak renklere de gelemezdi hani, en iyisi orta karar bir renkte karar kılmak, hatta daha da iyisi trafikte en çok olan gri renkli bir araba almaktı. dışı temiz olmalıydı kesinlikle. vuruk ya da çizik olmamalı, boyada bir farklılık bulunmamalı adeta yeni gibi görmeliydi dışarıdan bakan gözler. içi ilk planda o kadar mühim değildi. nasıl olsa yavaş yavaş içini adam ederim diye düşünürdü. yavaş yavaş ama bir aile kurana kadar yine de acele bir şekilde içini de dışı kadar gıcır yapmalıydı. bu arabanın içi konusu hariç kalan düşüncelerini herkesle paylaşırdı. kullanacağı güzergahları, yollarda nasıl ilerleyeceğini, vites geçişlerini elleriyle gösterirdi. şerit değiştirirken önce arkaya bakmalı derdi, işin doğası buydu ama yine de onu söylemek açığa çıkarmak şarttı; ki herkes anlasın araba kullanmaya ne kadar hevesli ve bu işe şimdiden ne kadar hakim olduğunu. yakıttan nasıl tasarruf edeceğini, bakımını nerelerde kimlere yaptırmak gerektiğini, hangi yollardan daha az hasarlı geçileceğini, bu ve buna benzer türlü bilgiyi herkese tekrar tekrar anlatırdı. artık kendisi de ikna olmuştu, artık hazırdı. işte arabayı aldığı ilk gün, dünyanın eksenide hızlı bir tur atarken başta heyecandan farketmediği içindeki bir burukluğu yavaş yavaş duyumsamaya başladı. karanlığın içine hızla girerken bu arabayı niye aldığını kendine sordu. bunu hiç bu kadar net sormamıştı, ta ki ona sahip olana dek. bir cevap yoktu, beyninin her bir kıvrımından farklı cevaplar yükselmekteydi fakat onları dillendirmeye gerek kalmadan biliyordu ki bunlar birer bahaneydi. evet bir çok kişide vardı araba fakat bu niye kendisini bu denli bir karara yönlendirecek şekilde etkilemişti ki. hayat asıl olarak sanki arabaya bindiğinde başlayacak diye düşünmüştü hep, ama hiç de öyle olmamıştı. şimdi arabasının sürücü koltuğundaydı. direksiyon avuçlarındai fezada dönmekteydi. ama nereye gitmek istedini hiç düşünmemişti. gitmek isteyeceği bir yer bulsa da arabayla gidebilir miydi, bilemedi.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder